{"ciphertext":"gB2584cHMH0VXhvYzZmRxnl7qB6Pn164+DA45XlLp2S7snhpNkvEzJLrn1QUInlzSBPgSsKl+ssuNHkJo8bzcnSLccGwT1PEA6oaD1Cx3V8=","iv":"5c0f24635bca80b34c71d26b0da0b713","salt":"ddba202add6529cb3d6ef484bd2e6f29b4a695895791b4044504520aa14d063bcd735fc1b24c148e30ed629a922029e0ff735a74c0ff4fe1a79d67dfaa604838503a9fb64bbe6f4377053099ac7855eb13eef8b19337ab929618e2320de7ebb7c36f656e1dd843b6966fea163d8f5ea5e46692324cd843cb8cb10f7326d02ec886e496f3c1b959bbf484621633c53af85991477063a3f7889dac0280dc7b79fffa63b48fd3dbb937b4e97bd29cda5785c45c8b3f971f41cf3861c73074d038811f4b08dc285c79ecb18562214cc6ac2b59ab606edafe3f9d135eb7a7e393c05b18e267545cb69273ff0571fda3c38fedae36cf746b9556cb26d7c3c095c2def3"}
buradaki asıl sorunlar şunlar:
zamanlama oyunu: affetmeye niyetin varsa gelirsin, konuşursun. son saniyede kapıda bitip "bakalım beni ne kadar bekleyecek?" kafasına girmek iyi niyetli bir çaba değil, ego tatminidir.
ross’un çaresizliği: ross zaten suçluluk duygusundan mahvolmuş durumdaydı. emily’nin gelmeyeceğine ikna olunca, biletler de yanmasın diye tamamen arkadaşça bir jestle rachel’a "gel bari sen git" dedi. uçakta sevişmeye gitmiyorlardı sonuçta, tatil boşa gitmesin derdindeydi.
göz göre göre faturayı ross'a kesmek: emily’nin tam da ross ile rachel kapıdan geçerken belirmesi ve olayı görüp kaçması, sonra da olayı "ross beni aldattı/umursamadı" noktasına getirmesi tam bir çirkeflik. sen adama haber vermezsen, son dakikaya kadar bekletirsen adam da hayatına devam eder veya alternatif bir yol bulur.
rachel'ın tek başına kalması ve boşa giden çaba: işin en sinir bozucu tarafı ise ross’un emily’yi gördüğü an rachel’ı tek başına atina uçağında bırakıp emily’nin peşinden koşması. o kadar süründükten ve emily’nin bu toksik tavırlarına maruz kaldıktan sonra ross’un hâlâ onun peşinde koşması tam bir hezimetti. keşke ross hiç o peşinden koşma saçmalığına girmeyip direkt rachel ile uçağa binip gitseydi; en azından emily’nin o son saniye oyunları ve kaprisleri yanına kâr kalmazdı.
özetle, emily’nin travmasını anlamak mümkün ama takındığı bu "pasif-agresif" ve cezalandırıcı tutum kesinlikle haklı çıkarılamaz. ross’u belirsizlikle sınayıp, sonra kendi geç kalmasının faturasını ross’a kesmesi tamamen toksik bir hareketti. ross'un da o saatten sonra emily'nin peşinden koşmak yerine rachel ile balayına gitmesi çok daha mantıklı bir hareket olurdu.
devasa ego tatmini ve kafa karışıklığı: ross’un nikah masasında onun adını söylemesi, rachel’ın egosunu tavan yaptırdı. "beni unutamamış, aklı hâlâ bende" özgüveni geldi.
"ne olacağız biz?" karmaşası: bu gaftan sonra ilişki statülerinin değiştiğini varsaydı. ross’un evliliği bitirip kendisine döneceğini düşünerek "biz şimdi neyiz, ne yapacağız?" beklentisine girdi.
merkezde kendinin olduğunu düşünmesi: ross panik içinde dağılan evliliğini toparlamaya çalışırken, rachel durumun vahamettini görmezden geldi. dünyanın sadece kendi etrafında döndüğünü sanıp her fırsatta konuyu kendi hissiyatlarına getirmeye çalıştı.
başkasıyla mutluyken kıymete binmesi: rachel'ın klasiği: ross yalnızken sorun yok, ama ne zaman başka bir kadınla mutlu olsa bir anda kıymete biniyor. emily olayında da tam olarak bu çekememezlik ve geç gelen kıymet bilme durumunu yaşadı.
Emily'nin başına gelenler korkunç bence , Ross'a güvenilmez.